|
|
 |
|
|
|
|
|
 |
 |
 |
| |
 |
ATATÜRK
ve HUKUK |
|
Ancak,
efendiler! Her halde dünyada bir hak vardır.
Ve hak gücün üstündedir. Şu kadar ki, ulusun
haklarını bilip savunma ve korunması
yolunda, her türlü özveriye hazır olduğuna
ilişkin dünyaya bir inanç vermek gerekir.
İşte düşmanlarımızın bu davranışı,ulusumuzu,
bu anlayıştan, bu özveri duygusundan yoksun
sandıklarından çıkmıştır. (Atatürk’ün 28
Aralık 1919 tarihinde Ankara ya ilk
gelişinde verdiği söylevden )
Biz haklarımızı ve bağımsızlığımızı savunmak
için giriştiğimiz savaşın kutsallığına ve
hiçbir gücün bu ulusu yaşamak hakkından
yoksun bırakmayacağına inanıyoruz. Tarihin
bu güne dek yazmadığı nitelikte bir suikast
olan ve Wilson ilkelerine göre düzenlenmiş
bir ateşkes antlaşması ile ulusumuzu savunma
araçlarından yoksun etmek gibi bir düzene
dayanılarak yapıldığı için, ilgili ulusların
şeref ve onurlarıyla da bağdaşmayan bu
davranış üzerine yargıya varmayı, resmi
Avrupa ve Amerika’nın değil; bilim, kültür
ve uygarlık Avrupa ve Amerika’sının
vicdanına bırakmakla yetinir ve bu olaydan
doğacak büyük tarihsel sorumluluğa son
olarak bir daha dünyanın dikkatini çekeriz.
Davamızın hukuka uygunluğu ve kutsallığı, bu
güç zamanlarda, Tanrıdan sonra en büyük
desteğimizdir. (Atatürk’ün,16 Mart 1920
tarihinde, İngiliz, Fransız, İtalyan Siyasal
Temsilcilerine, Amerika Siyasal
Temsilcisine, Bütün tarafsız devletler
Dışişleri Bakanlıklarına ve Fransa,
İngiltere, İtalya Millet Meclislerine
verilmek üzere, İtalyan Temsilciliğine
Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk
Temsilciler Kurulu adına gönderdiği Protesto
metninden )
Adalet, geç olsa bile, mutlaka bir gün
doğacaktır. Bu Tanrının yaratma gücünün
değişmez bir kanunudur. Onun için sevgili
vatanınızın bugünkü durumu sizi üzmesin. En
yakın bir zamanda ülkenizin de kurtuluş ve
bağımsızlığa kavuşmasını dilerim. (Leopaldine
König adlı genç kızın, Atatürk ve Türk
zaferi üzerine bestelediği marşın
notalarını, 1. Dünya savaşında yenik düşen
Avusturya’nın içinde bulunduğu kötü durumu
belirten bir mektupla birlikte Atatürk’e
göndermesi üzerine Atatürk’ün verdiği cevap.
)
Hükümet ülkede kanunu egemen kılmak ve
adaleti iyi bir şekilde dağıtmakla
yükümlüdür. Bunun için adalet işi çok
önemlidir. Bundan dolayı adalet politikamızı
açıklamayı faydalı buluyorum. Adalet
politikamızda izlenecek amaç, önce halkı
yormaksızın süratle, kanuna uygun ve güvenli
biçimde adaleti dağıtmaktır. Bunun yanısıra
sosyal kurumlarımızın bütün dünya ile
ilişkilerini sürdürmeleri de gereklidir.
Bunun için, adalet düzeyimizi bütün uygar
ülkelerle aynı düzeyde tutmak zorundayız. Bu
amacı yerine getirmek için, elimizdeki kanun
ve usulleri bu görüşe göre düzeltiyor,
canlandırıyor ve yeniliyoruz. Ve buna devam
edeceğiz. Bu çalışmalarda ülkemizin
genişliği, seri araçların eksikliği ve buna
benzer engeller ve güçlüklerden başka, bazı
yörelerin sosyal hayatlarının özellikleri de
göz önüne alınmaktadır.
Efendiler,
Çağdaş gelişme, ulusların uygar
ihtiyaçlarındaki genişleme, çoğalma ve
çeşitlenme bu uygar ihtiyaçlar ile orantılı
olarak uygar hakların gelişmesini
gerektirir. Her devletin ilişkili olduğu
sosyal yaşamın uygarlık derecesine uygun,
hukuki mevzuatı vardır. Dünyada bulunan,
bütün uygar devletlerin medeni kanunları
hemen hemen birbirlerine benzemektedir.
Bizim Milletimizin ve hükümetimizin adalet
düşüncesi ve anlayışı, bu konuda hiçbir
uygar ulusunkinden aşağı değildir. Belki
tarih bu noktada yüksek olduğumuza tanıklık
eder. Bu nedenle hukuki mevzuatımızın bütün
uygar devletlerin kanuni mevzuatından eksik
olması düşünülemez. Gayretli
çalışmalarımızın amacı olan tam bağımsızlık
kavramında adli bağımsızlığın da bulunması
doğaldır. Bundan dolayı her bağımsız
devletin ayrılmaz bir bütünü olan adalet
dağıtımı görevine kimseyi karıştıramayız. (1
Mart 1922 TBMM 1. Dönem 3. Yasama yılı açış
konuşması )
Bidayet reisi:
-Bütün yasalar sosyal hayatımıza göre
düzenlenmelidir.
Gazi :
-Evet... Sosyal ve ekonomik hayatımız, uygar
ulusların ulaştığı derecelere göre
iyileştirilmelidir. Bizim ulusumuzun adalet
derecesi, başka ulusların adaletinden aşağı
kalamaz. Her ulustan daha fazla adaleti
gerçekleştirmeliyiz. En ileri ve uygar
devletlerin yasalarına denk yasalar
yapabiliriz. Eski ihtiyaçlara göre yapılmış
şeyleri, ihtiyaç ilerledikçe yenilemek
gerekir. Bu eksik araçlarla istenen şeyleri
sağlamaya olanak yoktur. Hukuk uzmanları
hemen bu yolda çalışmaya başlamalıdırlar.
(15 Ocak 1923, Eskişehir’de, Mutasarrıflık
dairesinde halka ve görevlilerle yapılan
konuşmadan)
Diğer bir esas da, adalet esasıdır. Şûra,
insanlarla ilgili işleri adalete uygun
olarak yerine getirecektir. Çünkü adaletten
ayrılan Şûra, Allah’ın emrettiği bir şüra
olamaz. O şûra’nın hakkıyla adalet
dağıtabilmesi için de uzman olması lazımdır.
İnsanlar huzur ile, vicdan özgürlüğü ile
çalışmak ihtiyacındadır. Bu ise efendiler,
toplumu yöneten devlette ve hükümette
adaletin mutlak egemen olmasıyla mümkündür.
Açıklamalarıma başlamadan önce hatırlıyorum
ki, bir noktada bugün hükümet için aslolan
düsturlardan biri adalettir demiştim. Bunu
sağlayacak şey,adliyemizdir. Bir memlekette
adalet olmazsa, o memlekette anarşiden başka
bir şey yoktur, orada hiçbir şey yoktur.
Adalet, yasalarla yürütülür. Bu ülkede
adaletin güvenle,hızla dağıtılıp
dağıtılmadığını anlamak için bir defa da
mevcut yasalarımıza bakmak gerekir. Bu
yasaların ülkedeki uygulamasına ve sonucuna
bakmak gerekir. (19 Ocak 1923,İzmit’te,İzmit
sinemasında halkla konuşmasından )
Efendiler, sosyal toplulukta en yüce
özgürlüğün, en yüce eşitliğin ve adaletin
yerleşmesi ve korunması, ancak ve ancak tam
ve kesin anlamı ile ulusal egemenliğin
kurulmasına bağlıdır. Bu nedenle; özgürlük,
eşitlik ve adaletin de dayanağı ulusal
egemenliktir. Sosyal topluluğumuzda,
devletimizde, hürriyet sonsuza kadar
sürecektir. Ancak onun sonsuzluğu, onu
sonsuz yapan kuralların korunması ile ayakta
durur ve onunla sınırlıdır. Bir insan, belki
kendi isteği ile kişisel özgürlüğünü bir
yana bırakabilir. Fakat bu girişim, koca bir
ulusun hayatına ve özgürlüğüne zarar
verecekse, büyük ve onurlu bir milli yaşam
bu yüzden sönecek ise o milletin evlatları
ve torunları bu yüzden yok olacaklarsa, bu
girişim hiçbir zaman meşru ve kabul
edilebilir bir konu olamaz. Ve hele böyle
bir girişim hiçbir zaman özgürlük adına
hoşgörü ile düşünülemez. Hiç şüphe yok,
devletimizin sonsuza dek yaşayabilmesi,
ülkemizin güçlenmesi, ulusumuzun refah ve
sorumluluğunun sağlanması, yaşamımız,
namusumuz, onurumuz, geleceğimiz, kutsal
inancımız ve son olarak her şeyimiz için her
halde en kıskanç duygularımızla en açık
uyanıklığımızla, cesaretimizle ve bütün
gücümüzle ulusal egemenliğimizi koruyacak ve
kollayacağız. Bu nedenle, ulusal egemenliğin
kutsal özünün belirttiği bu günkü yönetim
şekli ve niteliği gereği olarak
hükümetimizin, düşmanlarını derhal
durdurması ve ulusal bağımsızlığının
korunmasını sağlaması ve bunu kollaması pek
doğal bir görevidir. (Atatürk’ün 1 Mart 1923
tarihinde TBMM 4.yasama yılını açış
konuşması). |
|
|
 |
 |
 |
|
|
. |
|
|
|
|
|
 |
| |